Yeni..
İlginç bir heyecan ve bilinmezliğe adımın korkusunu bir arada sunar. Bu her yeni için geçerliyken, birden bir çok yeni ard arda gelebilir.
İnsan.. En zor yaşam koşullarına bile hemen uyum sağlayabilen olağanüstü varlık. Her yenide, yeniden programlanır.
Bazen sıralama şansı olmaz yenileri. Yeni bir ayakkabıyı ve yeni bir gömleği sıralayabilir belki ama, yeni bir iş, yeni bir ev, yeni bir sıfat, yeni bir yaşam alanını nasıl sıralar ki? Hangisi önce olmalı? Hangisine uyum beklenmeli bir diğerinden önce? Nasıl kolaylaştırılabilir uyum süreci?
Bazısı kontrol kaybında hastalıklı derecede panikleyen bünyedir. Durmadan planlar.. planlar.. planlar.. Uyuyamaz, planlar.. Konuşamaz, planlar.. Kımıldayamaz, planlar.. Ama dedik, hastalıklı. Planlamaktan düşünemez hale gelince sıkışır. Sıkıştıkça ters gider, ters gittikçe yeni planlar doğar, büyür, ölür.
Bazısı rahat bünyedir. Akışına bırakır. Planlamaz, konuşur!.. Planlamaz, uyur!.. Planlamaz, hareket eder!..
Planlayan hareket edememekten kaçırır zamanın ucunu, planlamayan, yorgunluktan..
Hayat de, evren de, tanrı de, ne dersen de ama bir gerçek var ki;
O'nun planlarıyla seninki asla tutmaz.
Önce sıfatım değişti. Artık birinin karısıyım. Soyadım değişti. sosyal çevremin bakışı değişti, saygısı değişti, iletişimi değişti, duruşu değişti. Sorumluluklarım, sorumlu olduğum kişi sayısı değişti. Düzenim değişti. Alışkanlıklarım değişti. Kütüğüm değişti. Babamın değil kocamın memleketi yazıyor kimliğimde. Hayatımda hiç görmediğim bir mahalleye aitken, hayatımda hiç görmediğim bir başka mahalleye taşıdılar kütüğümü. Kimlik kavramı ne garip.
Sonra evim değişti. Mahallem, yolum, gördüğüm yüzler, bakkalım, marketim, komşularım, kuaförüm değişti. Yatağım, salonum, perdelerim, televizyonum, masam, bilgisayarımın durduğu yer, baharatlarımı koyduğum yer değişti. Kitaplarımın bulunduğu odada uyumuyorum artık. Bir oda daha var evimizde. Ne istersek onun için kullanabileceğimiz. Şimdilik. Evim gitti, evimiz geldi. Babamın resimlerini salonumuza asabiliyorum. Musa'nın asasını yakabiliyorum. Oksijenim bitmeden uyuyabiliyorum. Televizyonu duyamadan yemek yapmak zorunda olduğumdan radyo dinler oldum. Favori radyo programlarım bile oldu. Yatak odamda makyaj yapıyorum. Saçımın rengi değişti. Apartmanım güvenlikli değil diye yeni bir alışkanlık edindim, kapıyı kilitlemek.
İşim değişti. 34 yataklı bir servisten sorumluyum artık. Hem de bilmediğim farklı alanları barındıran bir servisten. Öğrenecek olmanın heyecanı ve bilinmezin korkusu yine.. İşim yeni evet. Hem benim için hem de Türkiye için yepyeni. Kendim için baştan kurduklarım kesmedi, yeni bir oluşum, yeni bir kurum, yeni bir hastanenin kuruluşunda görevliyim. İlk defa gireceğiz odalarına. Formları, ilaçları, tıbbi malzemeleri nereye koyacağımıza ben karar veriyorum. Kataloglardan malzemelerimi seçiyorum. Çalışma listelerini yapıyoruz. Kumaş pantolon giyiyor, topuklular yüzünden ayaklarımı şişiriyorum. Saçımı ve makyajımı atlama lüksüm yok. Alışverişte salaş, spor kazaklar yerine gömlek, kumaş ceket falan bakıyorum.
Sıra geldi asıl soruya: Planlamalı mı? Akışına mı bırakmalı?
Buldum! Hiç değil, az plan (ve hep bir B planı) ve çok hareket. He bir de paylaşmak, ne de olsa yalnız değilim artık. Tek başıma planlamak için kafa patlatmak ya da her şeyi kendim yapıp yorulmak zorunda değilim. En boğulduğum anda hiç beklemediğim bir şekilde güldürebilirsin beni sevimliliğinle. Plan yapacağım derken kısır döngülere sıkıştığımda, o rahat kafanla bir çözüm sunup hepsinin uçup gitmesine sebep olabilirsin. Umutsuz kalırsam bazen, sadece sarılarak iyileştirebilirsin ki sen. Huzursuzca dönüp dururken yatakta, uykun arasında bilinçsizce sevip uyumamı sağlayabilirsin. Bazen ihtiyacım olanın bağırmak çağırmak olduğunu anlarmışçasına kavga edip deşarj edebilirsin beni.
İyi ki evlenmişim senle be adam!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder