Geceyi hala tutuklayan birileri var.
Ellerini bağlayanlar da onlar,
yürümeni ve düşünmeni engelleyen de.
Zamanı önüne koyup seyrettiriyorlar zorla.
Zorbaca gırtlağına sarılıp seni istiyorlar.
Nefes alma çabası boşuna
Deli gibi seviyor, sevdiriyorlar
Tercih istiyorlar
ikilemlerde kayboluyorsun.
Koca bir labirentin ortasına koyup
kaçıyorlar..
Yaramazlık sanıyorlar
Çocuk değiller aslında.
L_asparaginase
23 Kasım 2013 Cumartesi
28 Kasım 2012 Çarşamba
Yeni
Yeni..
İlginç bir heyecan ve bilinmezliğe adımın korkusunu bir arada sunar. Bu her yeni için geçerliyken, birden bir çok yeni ard arda gelebilir.
İnsan.. En zor yaşam koşullarına bile hemen uyum sağlayabilen olağanüstü varlık. Her yenide, yeniden programlanır.
Bazen sıralama şansı olmaz yenileri. Yeni bir ayakkabıyı ve yeni bir gömleği sıralayabilir belki ama, yeni bir iş, yeni bir ev, yeni bir sıfat, yeni bir yaşam alanını nasıl sıralar ki? Hangisi önce olmalı? Hangisine uyum beklenmeli bir diğerinden önce? Nasıl kolaylaştırılabilir uyum süreci?
Bazısı kontrol kaybında hastalıklı derecede panikleyen bünyedir. Durmadan planlar.. planlar.. planlar.. Uyuyamaz, planlar.. Konuşamaz, planlar.. Kımıldayamaz, planlar.. Ama dedik, hastalıklı. Planlamaktan düşünemez hale gelince sıkışır. Sıkıştıkça ters gider, ters gittikçe yeni planlar doğar, büyür, ölür.
Bazısı rahat bünyedir. Akışına bırakır. Planlamaz, konuşur!.. Planlamaz, uyur!.. Planlamaz, hareket eder!..
Planlayan hareket edememekten kaçırır zamanın ucunu, planlamayan, yorgunluktan..
Hayat de, evren de, tanrı de, ne dersen de ama bir gerçek var ki;
O'nun planlarıyla seninki asla tutmaz.
Önce sıfatım değişti. Artık birinin karısıyım. Soyadım değişti. sosyal çevremin bakışı değişti, saygısı değişti, iletişimi değişti, duruşu değişti. Sorumluluklarım, sorumlu olduğum kişi sayısı değişti. Düzenim değişti. Alışkanlıklarım değişti. Kütüğüm değişti. Babamın değil kocamın memleketi yazıyor kimliğimde. Hayatımda hiç görmediğim bir mahalleye aitken, hayatımda hiç görmediğim bir başka mahalleye taşıdılar kütüğümü. Kimlik kavramı ne garip.
Sonra evim değişti. Mahallem, yolum, gördüğüm yüzler, bakkalım, marketim, komşularım, kuaförüm değişti. Yatağım, salonum, perdelerim, televizyonum, masam, bilgisayarımın durduğu yer, baharatlarımı koyduğum yer değişti. Kitaplarımın bulunduğu odada uyumuyorum artık. Bir oda daha var evimizde. Ne istersek onun için kullanabileceğimiz. Şimdilik. Evim gitti, evimiz geldi. Babamın resimlerini salonumuza asabiliyorum. Musa'nın asasını yakabiliyorum. Oksijenim bitmeden uyuyabiliyorum. Televizyonu duyamadan yemek yapmak zorunda olduğumdan radyo dinler oldum. Favori radyo programlarım bile oldu. Yatak odamda makyaj yapıyorum. Saçımın rengi değişti. Apartmanım güvenlikli değil diye yeni bir alışkanlık edindim, kapıyı kilitlemek.
İşim değişti. 34 yataklı bir servisten sorumluyum artık. Hem de bilmediğim farklı alanları barındıran bir servisten. Öğrenecek olmanın heyecanı ve bilinmezin korkusu yine.. İşim yeni evet. Hem benim için hem de Türkiye için yepyeni. Kendim için baştan kurduklarım kesmedi, yeni bir oluşum, yeni bir kurum, yeni bir hastanenin kuruluşunda görevliyim. İlk defa gireceğiz odalarına. Formları, ilaçları, tıbbi malzemeleri nereye koyacağımıza ben karar veriyorum. Kataloglardan malzemelerimi seçiyorum. Çalışma listelerini yapıyoruz. Kumaş pantolon giyiyor, topuklular yüzünden ayaklarımı şişiriyorum. Saçımı ve makyajımı atlama lüksüm yok. Alışverişte salaş, spor kazaklar yerine gömlek, kumaş ceket falan bakıyorum.
Sıra geldi asıl soruya: Planlamalı mı? Akışına mı bırakmalı?
Buldum! Hiç değil, az plan (ve hep bir B planı) ve çok hareket. He bir de paylaşmak, ne de olsa yalnız değilim artık. Tek başıma planlamak için kafa patlatmak ya da her şeyi kendim yapıp yorulmak zorunda değilim. En boğulduğum anda hiç beklemediğim bir şekilde güldürebilirsin beni sevimliliğinle. Plan yapacağım derken kısır döngülere sıkıştığımda, o rahat kafanla bir çözüm sunup hepsinin uçup gitmesine sebep olabilirsin. Umutsuz kalırsam bazen, sadece sarılarak iyileştirebilirsin ki sen. Huzursuzca dönüp dururken yatakta, uykun arasında bilinçsizce sevip uyumamı sağlayabilirsin. Bazen ihtiyacım olanın bağırmak çağırmak olduğunu anlarmışçasına kavga edip deşarj edebilirsin beni.
İyi ki evlenmişim senle be adam!
İlginç bir heyecan ve bilinmezliğe adımın korkusunu bir arada sunar. Bu her yeni için geçerliyken, birden bir çok yeni ard arda gelebilir.
İnsan.. En zor yaşam koşullarına bile hemen uyum sağlayabilen olağanüstü varlık. Her yenide, yeniden programlanır.
Bazen sıralama şansı olmaz yenileri. Yeni bir ayakkabıyı ve yeni bir gömleği sıralayabilir belki ama, yeni bir iş, yeni bir ev, yeni bir sıfat, yeni bir yaşam alanını nasıl sıralar ki? Hangisi önce olmalı? Hangisine uyum beklenmeli bir diğerinden önce? Nasıl kolaylaştırılabilir uyum süreci?
Bazısı kontrol kaybında hastalıklı derecede panikleyen bünyedir. Durmadan planlar.. planlar.. planlar.. Uyuyamaz, planlar.. Konuşamaz, planlar.. Kımıldayamaz, planlar.. Ama dedik, hastalıklı. Planlamaktan düşünemez hale gelince sıkışır. Sıkıştıkça ters gider, ters gittikçe yeni planlar doğar, büyür, ölür.
Bazısı rahat bünyedir. Akışına bırakır. Planlamaz, konuşur!.. Planlamaz, uyur!.. Planlamaz, hareket eder!..
Planlayan hareket edememekten kaçırır zamanın ucunu, planlamayan, yorgunluktan..
Hayat de, evren de, tanrı de, ne dersen de ama bir gerçek var ki;
O'nun planlarıyla seninki asla tutmaz.
Önce sıfatım değişti. Artık birinin karısıyım. Soyadım değişti. sosyal çevremin bakışı değişti, saygısı değişti, iletişimi değişti, duruşu değişti. Sorumluluklarım, sorumlu olduğum kişi sayısı değişti. Düzenim değişti. Alışkanlıklarım değişti. Kütüğüm değişti. Babamın değil kocamın memleketi yazıyor kimliğimde. Hayatımda hiç görmediğim bir mahalleye aitken, hayatımda hiç görmediğim bir başka mahalleye taşıdılar kütüğümü. Kimlik kavramı ne garip.
Sonra evim değişti. Mahallem, yolum, gördüğüm yüzler, bakkalım, marketim, komşularım, kuaförüm değişti. Yatağım, salonum, perdelerim, televizyonum, masam, bilgisayarımın durduğu yer, baharatlarımı koyduğum yer değişti. Kitaplarımın bulunduğu odada uyumuyorum artık. Bir oda daha var evimizde. Ne istersek onun için kullanabileceğimiz. Şimdilik. Evim gitti, evimiz geldi. Babamın resimlerini salonumuza asabiliyorum. Musa'nın asasını yakabiliyorum. Oksijenim bitmeden uyuyabiliyorum. Televizyonu duyamadan yemek yapmak zorunda olduğumdan radyo dinler oldum. Favori radyo programlarım bile oldu. Yatak odamda makyaj yapıyorum. Saçımın rengi değişti. Apartmanım güvenlikli değil diye yeni bir alışkanlık edindim, kapıyı kilitlemek.
İşim değişti. 34 yataklı bir servisten sorumluyum artık. Hem de bilmediğim farklı alanları barındıran bir servisten. Öğrenecek olmanın heyecanı ve bilinmezin korkusu yine.. İşim yeni evet. Hem benim için hem de Türkiye için yepyeni. Kendim için baştan kurduklarım kesmedi, yeni bir oluşum, yeni bir kurum, yeni bir hastanenin kuruluşunda görevliyim. İlk defa gireceğiz odalarına. Formları, ilaçları, tıbbi malzemeleri nereye koyacağımıza ben karar veriyorum. Kataloglardan malzemelerimi seçiyorum. Çalışma listelerini yapıyoruz. Kumaş pantolon giyiyor, topuklular yüzünden ayaklarımı şişiriyorum. Saçımı ve makyajımı atlama lüksüm yok. Alışverişte salaş, spor kazaklar yerine gömlek, kumaş ceket falan bakıyorum.
Sıra geldi asıl soruya: Planlamalı mı? Akışına mı bırakmalı?
Buldum! Hiç değil, az plan (ve hep bir B planı) ve çok hareket. He bir de paylaşmak, ne de olsa yalnız değilim artık. Tek başıma planlamak için kafa patlatmak ya da her şeyi kendim yapıp yorulmak zorunda değilim. En boğulduğum anda hiç beklemediğim bir şekilde güldürebilirsin beni sevimliliğinle. Plan yapacağım derken kısır döngülere sıkıştığımda, o rahat kafanla bir çözüm sunup hepsinin uçup gitmesine sebep olabilirsin. Umutsuz kalırsam bazen, sadece sarılarak iyileştirebilirsin ki sen. Huzursuzca dönüp dururken yatakta, uykun arasında bilinçsizce sevip uyumamı sağlayabilirsin. Bazen ihtiyacım olanın bağırmak çağırmak olduğunu anlarmışçasına kavga edip deşarj edebilirsin beni.
İyi ki evlenmişim senle be adam!
11 Eylül 2011 Pazar
superman
Birazdan uyur bu beden. Sakin, ve huzurlu bir uyku bekler beni.. Uzun zamandır özlenen bir huzur.
Korku eşlik eder rüyalarıma bilirim. Korkan benden korktuğumdan, yani belki de korkmaktan korktuğumdan söylemem kendime. Sadece bazen sana fısıldarım uykumun arasında. Korkan beni sevmedim hiç ve sen de sevmezsin diye en büyük korkum.
Sen usulca sarılırken tamamlanıyorum.
Sen yumuşatıcının bittiğini hatırlatırken keyifleniyorum.
Seni, ellerini 25 defa yıkamak zorunda bırakan balık kokusuna rağmen bulaşıkları yıkarken görünce.. anlatamam ki ben.
Hiç anlatamadım ben mutlu olmayı. Hep hüzünlerimi dökebildim kelimelere. Sadece acı paylaştım onlarla. Nasıl yapılır bilmiyorum. Öğretir misin bana sakince?
Sen gitmemin paniğiyle uykunda kendine çekince beni hiç gidesim gelmiyor ki? Nasıl gidilir unutturur musun bana?
Bütün elektiriğimi paratoner gibi üzerine çektiğini farkettiğimde şaşırıyorum. En belli etmemeye kastığım anlarda hissedebilmen garip.. Paylaşabilir misin gerçekten hislerimi?
Sen aceleciliğime ve paniğime kızdığında aslında anlıyorum seni ama çaresiz kalıyorum. Beni sakinleştirebilir misin sevginle?
Haydi gel uyuyalım şimdi huzurla. Yarın düşünürüz bunları. Belki ertesi gün. Benimle daha çooook gün geçirmek istediğini söylerken ciddi miydin?
Sen sevinesin diye evi tereyağına boğasım geliyor.
Seni keyiflendiriyor diye gitarını öpesim..
Senin tüm isteklerin için kendimden çok çabalayasım, senin nefret ettiklerini dünyadan silesim var..
haydi gel uzamasın bu yazı.. uyuyalım. tatlı rüyalar görelim. ya da kabusla sıçradığımda sarıl bana.
superman olup uçurabilir misin beni?
20 Nisan 2011 Çarşamba
kay'beden'ler kulübü
kaybedenler kulübüne gittik iki kaybeden olarak kuzenle. filmin ilk yarısında kendi geyiklerimiz misali güldük, ikinci yarısında karşılaştığımız adamlara rastlayıp burulduk. özlediğimiz gibi bir aşk gördük ve "hep aynı terane" ile başlayan umutsuzluk cümlelerimi beslercesine sonlanışına şaşırmadık. bu adamlar ve kadınlar çok sıkıcı olmaya başladı. o denli belli ki gidişat ve sonlar. çünkü adamlar ve kadınlar özde hep aynı. aynı beklentiler ve esirgemelerde dolanıp duruyor hayatlar.
"..abi rock'n roll derken kıza ne kadar aşık olduğumu farkedememişim.."
işte bu filmin asıl özeti belki de bu cümle.
filmde iliklerine kadar hissediyorsun tek bir damla bile olsa yalnızlığın. eğer boğulduğun denizler ise ve alışamadığınsa bir türlü, yani alışmış gibi yaşarken kandırma ise bütün çaban kendini, işte o kulüp bu kulüp sanırsam. ve de o sen, bu ben. bu yüzden verilse bir yalnızlar partisi orada olurduk sen de ben de. biz yine beklentilerimizi bir kenara atmaya çırpınarak tanışır, yeniden kaybetme korkusuyla korumalara alırdık kendimizi. korurken esirger, esirgedikçe kaybederdik bu kısır döngüde. o partide bile tanışsak gideceksin biliyorum. ya da ben gideceğim farketmez. sen ya da ben hem aynı, hem de çok mu farklıyız ne? giderken bir ısırık daha alacaksın etimden. bir güzel koku ve çürümüş bir kaç gün daha bırakacaksın. ısırdığın yerden ben sızacak diye korkuyorum. ben biryerlere sızarsam görünür olurum. yapma! bırak istediğim yere saklanabileyim bu bedende ve görünmesin hiç bir ben.
eve gelinir filmden sonra. bir keyif gecesi yapılır. bir şişe şarap ve ardından ta taaaam! işte ordasın.. kaybedenler kulübünün ilk kuralı. bir kez girdiysen, çıktığını sandığın anlarına aldanma, kısadır çünkü onlar. yüzdeye vur. hep klüptesin aslında..
7 Şubat 2011 Pazartesi
gidemezsiniz!
Günlerdir yazasım var birşeyler. Bir türlü beynimdeki cümleleri toparlayamıyorum. Bu akşam ise hayatımın en zor gecelerinden birisi ve ben tek başıma susarak ağlamaktan, hastalarıma numaradan gülümsemeye çalışmaktan yorgun düşüp kendimi yazmaya vermek zorunda kaldım.
Bir insanın en zor hali bence "elinden bir şey gelmediği an"lardır. Beni şahsen en çok mahveden sıkışmışlık hissi oldu hep. Ya benim dışımda sevdiğim birilerini üzmelerine engel olamadığım insanları kafaya taktım ve " yapacak bir şey yok. Nasıl engel olabilirsin ki? Paralama kendini boşuna." gibi cümlelerle işe yaramaz avutmalara maruz kaldım, ya da insanların kendinden vazgeçmesine engel olmak için saatlerimi, günlerimi, nefeslerimi, cümlelerimi, yüreğimi harcarken ben, bütün bunlara kayıtsız kalarak gitmeye çabaladılar..
Beceremiyorum galiba..
-Senin yapabileceğin bir şey yok! Suçlama kendini!
Evet yapabildiğim bir şey yok.. Yapamıyorum..
Kafamın içindeki hesaplaşmaları kelimelere dökebilsem keşke..
Yunus Günçe o yazıyı yazdığından beri, hiç tanışmamama rağmen sevdiğim Defne ile ilgili saçmalayanlara savaş açmışcasına internetten paylaşıyorum tepkili yazıları, videoları vs.
Neden? Çünkü Yunus'un yaşadığı gibi bir kaybı hep yaşayazdım ben. Ona destek olmanın, acısını paylaşmanın bir yolu gibi bunlar. He Yunus'u tanıyor musun derseniz, hayır. Gerek yok ki. İşte burda bitiyor anlatabilme kabiliyetim sanırım. Ben o üzüntüye yardım etmeye çalışıyorum. Bir insanın üzüntüsüne üzülebiliyorum. Başka da "bir şey gelmiyor elimden"..
En yakınımdakiler için bile gelmiyor ki..
Gitmek isteyeni durdurmak imkansızmış anladım. Ancak erteleyebiliyoruz malesef, bir dahaki gitme girişimine dek..
14 Mart 2008 Cuma
gece be gece
yine başladık işte dedirtiyor gece. ağlatıyor ama tam nedenini sormuyor söylemeyeceğimi bildiğinden. geceye,o koskoca tuvale bir sürü renk ,evet tüm renklerden çalmaya çalıştıkça kaçınılmaz son siyaha bakar buluyorum kendimi. bedenimden uzaklaşıyorum yavaş yavaş,adım adım.. önce bu banyonun dışına,sonra odanın, yurdun,şehrin… işe yaramıyor..yarı ıslak küçücük bir duş bölmesinde elinde kağıt kalem ,kulağında radyoyla daha neye olduğunu kendine bile anlatamazken ağlayan,22 yaşında kocaman bir kadın müsvettesi sitcomlara malzeme olabilecekken çok istesem bile gülemiyorum. onunla ağlayamıyorum da. bazen gereksiz duygusal bazen salak buluyorum onu kendime bakmadan. oysa ki ağrısı var bolca,okunuyor yüzünden,vücudundan,yarısının çıkmasını ojelerinin umursamamasından. ne bileyim akan burnunu koluna silmesinden,şampuanların ruhlarının olduğu bir an gelip kafasına doğru uçmasını beklemesinden,ağzındaki o garip tattan,damlayan suyun gözündeki akisinden..ağrısı var belli..ama..evet bu, düşüncenin, beynin korteksine yaptığı basınçtan ya da damar çeperine,kaynaklanan bir baş ağrısı. saçlarını avuçlamasından belli sürekli..ya da başını taşıyamamasından..kaldırıp atmak ister bakışlarından..belli hayatın sindiriminin ağır geldiği bir midenin ağrısı onu iki büklüm yapan,sigarasından uzak tutan..uykuyu unutturanlardan sadece biri..belli gece ilerledikçe yerinde saymasından…ne zaman bir başıma kalsam onu buluyorum karşımda,yanımda,sağımda,solumda,nerde isterse..bazen sessizce izlememi,bazen onunla ağlamamı,bazen saçını okşamamı,bazen ona kızmamı,bazen kafamı çevirip gitmemi,bazen evire çevire dövmemi istiyor. ağzına geliyor sindiremedikleri,kusamıyor üzerime…yatağına bile gitmiyor kusamadıkları kaçmasın diye genzine. o çok kıymetli kıçı uyuşup buz tuttukça,tepkisizce kımıldamıyor bile.. nereye kımıldayacak ki?banyo liflerinden tiksiniyor,duştan,sabundan,sudan…sırf temizlendiğini sanmasına yol açtıkları için. şiddetlenmiş olacak ki baş ağrısı,sıkıca kapatıyor göz kapaklarını,kirpikleri yok olana dek. ne fayda! sıktıkça artıyor basınç,dar geliyor kemik yığını. mideyle atışıyor beyin. bir o öne geçiyor bir diğeri burun farkı arayla.düzmece diyor biri..düzmece işin özü..0-3 yaş arası çocukların oynadığı bir oyun ismi gibi değil mi diyor şen kahkahalarıyla..şu yaptıklarının,gördüğünü sandıklarının hepsi düzmece..düz..me..ce!..ne gerek var bütün bunlara salak! uyu geçer başın,sabahta kahvaltı et adam gibi ne miden kalır ne bir şeyin. gül geç yahu! ne salaksın ya kendi kendine hüzün yaratıyorsun. daha neye ağladığını bile bilmiyorsun,ama ağlıyorsun içli içli . yav bırak ya!ama acıyor canı..sormaktan yorulduğundandır salmış bedeni de,ruhu da,dili de..hem gündüz boş ne varsa gecede var. uyursa gidecek bütün büyü. güneşle nasıl düşünülür bilmiyor ki.. ona karşı oturulur ancak gözlerin kapalı,serin bir şeyler içilir ne bileyim,düşünülmez. ne damlayan musluk ne diğerleri fark edilmez. şarap bile içilmez ki. sevmez ki sevişmeyi gün ışığında. belki utanır ruh denen şey,görünmeme sebebi budur.o dayanamaz sigarasına. bak ! izle yakacak şimdi. bak! gördün mü? yanıltmaz beni o. kendini bile yanıltamaz ki o..çürükler sızar ruhundan,ağır bir irin kokusu damlar ayak bileğinden,hep üşür ısınmaz buzdan tükürüğü… dişlerini sıkar farkında olmadan ağrıdan..dişeti sızlamaz kendi soğuğundan..oysa sıcak diğeri. yapış yapış,ıslak neşesi..damlacık halinde saçar çevresine..güzel kokar gülüşünde ortaya çıkan boyun kası..tutar yakasından insanın sevimli tınısı..bakar da ağlar gece diğeri ona..aklını seveyim yazanın..kaçanın,bu geceki hazanın..ağrısı dayanılmaz oldukça ekşir yüzü,duruşu,öpüşü..yağlanır o karakterinden zayıf saç telleri tutam tutam.. ceset kokar banyo buram buram..köküne dek yer tırnaklarını korkmadan,acı tadını duyamadan,hiçbir mikroorganizmayı umursamadan..yedikçe kavga başlar. bağırışlardan duyamaz kulağındaki radyoyu bile. kavgadan korkar ama yinede yer. susadıkça içer bir bir etrafındakilerin kanını ayaklı kadehte keyifle. kötüdür ama üzüleceğini bile bile yapar. bir de bile bile yapma sebebini bilse..kaynar suyla yıkar buz tutan kıçını,ama sadece onu..bulaşmasın ayak bileğinden sızan irine..ince ince aksın o,kokutsun küçücük duş kabinini. çılgınlar gibi arar iltihaplı yeri. ta ki iltihap dolu bir klozette boğulduğunu fark edip,sifona uzanamayıncaya kadar tokmak gibi,kemiksiz,minnacık,pis elleriyle..yorgun düşer herkes bu gece …tek tek ellerini sıkar onun,diğerinin,musluktan damlayan suyun,klozet kapağının,buz gibi mermerin,ayak bileğindeki sarımtırak izin..bir tek önünü ilikler gecenin huzurunda,düşmeden önce…
bir meleğin kanadına dokunmak
kuyunun içinde kalmış yalvaran kanadı kırık bir kuşun gözleri..
ya da kuş zannedilen bir melek ,kanatları çamur içinde ..
yardım etmek için gönderilmişken,
insanoğlunun kıymet bilmez doymak bilmez nefsi yüzünden yardıma muhtaç..
ancak bu ıssız ormana kaçabilmiş..
ağaçların bile ağladığı bu ormana..
kilometrelerce kaçmış soluk soluğa..
ölümsüzlüğüne rağmen..
ölümden başka korkulacak şeylerde var..
en başta insanlığın kin,nefret,bencillik,hırs,doyumsuzluk gibi duygularını yansıtan yüzü..
bir meleğin gözyaşları doldurmuş kuyuyu..
savaşlara ağlamış..kulağında acı hıçkırıklarıyla bir bebeğin..
sadece silah tutmuş ,bir çiçeğe bile dokunmamış ,bir kadının saçını okşamamış adam müsvettelerine ağlamış..
ihanetler görmüş sayısız.. zevki bencillik dışında bilmeyen insanların ihanetlerini..kendilerine bile ihanet ettiklerini görmüş..
maskeler görmüş.. iğrenç suratlarını gizleyerek yapılan sohbetlerden akan irini..
kesilen her dalından çığlıklarını duymuş ağaçların..doğanın intikam yeminlerini dinlemiş her yok olan ağaçla.
.kıyıya vuran saçmalıklarını görmüş insanlığın her okyanus kıyısında..
güzellik adına her şeyin terk edişini izlemiş dünyayı.
usulca ağlamış..sesini duyarsa insanlar daha da çirkinleşir diye..diz çöküp yalvarmış..
akıl dilemiş..merhamet dilemiş insanlığa..
bir el uzanmış gözyaşlarının yükselmesiyle kuyudan görünen beyaz kanatlarına..
bir insan eli dokunmuş tüylerine usulca.. okşamış..
korkuyla ve derin kederle bakmış yüzüne melek..çok geç demiş..
çok geç dokunmak için bir meleğin kanadına..
sığınmak için yardımsever kollarına tanrının..
önce kabul et aczini..bırak yüzündeki maskeyi.. tut aynayı kendine ve soyun ..
çıplaklığındaki çirkin suretini izle uzun uzun..
doldur bir bavula hırsını,bencilliğini,acımasızlığını,doyumsuzluğunu..
at bu kuyunun için öyle gel..
çok geç demiş insan..
çok geç vazgeçip maskelerden,temizlenip pisliklerden,aczimi görebilmek için aynada yansıyan yüzümde..
çok geç dokunmak için bir meleğin kanadına..
çok geç sığınmak için yardımsever kollarına tanrının..
ya da kuş zannedilen bir melek ,kanatları çamur içinde ..
yardım etmek için gönderilmişken,
insanoğlunun kıymet bilmez doymak bilmez nefsi yüzünden yardıma muhtaç..
ancak bu ıssız ormana kaçabilmiş..
ağaçların bile ağladığı bu ormana..
kilometrelerce kaçmış soluk soluğa..
ölümsüzlüğüne rağmen..
ölümden başka korkulacak şeylerde var..
en başta insanlığın kin,nefret,bencillik,hırs,doyumsuzluk gibi duygularını yansıtan yüzü..
bir meleğin gözyaşları doldurmuş kuyuyu..
savaşlara ağlamış..kulağında acı hıçkırıklarıyla bir bebeğin..
sadece silah tutmuş ,bir çiçeğe bile dokunmamış ,bir kadının saçını okşamamış adam müsvettelerine ağlamış..
ihanetler görmüş sayısız.. zevki bencillik dışında bilmeyen insanların ihanetlerini..kendilerine bile ihanet ettiklerini görmüş..
maskeler görmüş.. iğrenç suratlarını gizleyerek yapılan sohbetlerden akan irini..
kesilen her dalından çığlıklarını duymuş ağaçların..doğanın intikam yeminlerini dinlemiş her yok olan ağaçla.
.kıyıya vuran saçmalıklarını görmüş insanlığın her okyanus kıyısında..
güzellik adına her şeyin terk edişini izlemiş dünyayı.
usulca ağlamış..sesini duyarsa insanlar daha da çirkinleşir diye..diz çöküp yalvarmış..
akıl dilemiş..merhamet dilemiş insanlığa..
bir el uzanmış gözyaşlarının yükselmesiyle kuyudan görünen beyaz kanatlarına..
bir insan eli dokunmuş tüylerine usulca.. okşamış..
korkuyla ve derin kederle bakmış yüzüne melek..çok geç demiş..
çok geç dokunmak için bir meleğin kanadına..
sığınmak için yardımsever kollarına tanrının..
önce kabul et aczini..bırak yüzündeki maskeyi.. tut aynayı kendine ve soyun ..
çıplaklığındaki çirkin suretini izle uzun uzun..
doldur bir bavula hırsını,bencilliğini,acımasızlığını,doyumsuzluğunu..
at bu kuyunun için öyle gel..
çok geç demiş insan..
çok geç vazgeçip maskelerden,temizlenip pisliklerden,aczimi görebilmek için aynada yansıyan yüzümde..
çok geç dokunmak için bir meleğin kanadına..
çok geç sığınmak için yardımsever kollarına tanrının..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)